Ahmet Hikmet Müftüoğlu Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Ahmet Hikmet Müftüoğlu Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Hayatı

Ahmet Hikmet, 1870’te İstanbul’da  doğdu. Mekteb-i Sultani’de (Galatasaray  Lisesi) okudu. Okulu bitirince(1888) Hariciye Nezareti’ne (Dışişleri Bakanlığı) girdi. Pire, Marsilya, Poti, Kreç’te konsolos katipliği ve konsolosluk yaptı(1889-1896). İstanbul’a dönünce merkezde çalıştı(1896-1890),ayrıca Mekteb-i Sultani’de edebiyat öğretmenliği yaptı(1898-1809). Bu dönemde ‘’Servetifünun’’ dergisinde yayınlandığı hikayeleri ile Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katıldı, Meşrutiyet’ten sonra Darülfünun’ (İstanbul Üniversitesi)Alman ve Fransız edebiyatı tarihi okuttu(1890-1892). O sıralarda başlayan “Yeni Lisan’’ve “Türkçülük” akımlarını benimseyerek ”Türk Yurdu’’ dergisinin ve ”Türk Derneği’’nin kurucuları arasına katıldı. Bu dönemde Peşte Konsolosluğu (1912- 1818), Cumhuriyet devrin de de Hariciye Vekaleti Müşteşarlığı(1926-19279 görevlerinde çalıştı. İstanbul’da öldü(19.5.1927)

Sanat Anlayışı ve Edebi Kişiliği

Ahmet Hikmet; hikayeler, çeşitli konularda makaleler ve bir ve bir de roman yazmıştır. Edebiyat tarihimizde küçük hikayeleri ile ün kazanmıştır.

Çağlayanlar devresi olmak üzere iki grupta toplaya biliriz. Bu iki devreden önce, ilk gençlik yıllarında yazdığı ”Leyla yahut Bir Mecnun’un İntikamı’’ adlı küçük hikayesinde Ahmet Hikmet; köylülerden giyiniş, hayat tarzlarını ve yaşadıklarını çevreye tasvirde başarı göstermiştir. Bu özellik, kendisine ün sağlayan hikayelerinin başlıca karakteri olan yöresel renleri canlandırmada gönderdiği başarının ilk belirtileridir. Çok sade bir dil ile yazılan ”Leyla yahut Bir Mecnun’un İntikamı’’; gerek bu bakımdan, gerek sanatçının bizzat yazdığı ve “parmak hesabı iledir.” diye işaret ettiği, dörtlükler dolasıyla, halkçılık eğitimini de müjdelediğinden önemlidir.

Birinci dönem, Servetifünun yıllarında yazdıklarını içine alır. Ahmet Hikmet bu eserlerde, Servetifünun’un edebiyat anlayışına uygun olarak bireysel konuları ele almış ve sanatlı bir üslupla işlemiştir.(cemalaksoy.org) Hakim konu, aşk ve evliktir. Bu konu onun bazı hikayelerinde, Türk toplumdaki gençlerin eş seçimi hususlarında hür olmadıklarını anlatmak suretiyle, sosyal bir karaktere bürünür. “Nakiye Hala’ da milli bir konuyu işleyen,” Yeğenim” de alafrangalık hassasiyeti daha o zamandan belirtmiştir. Haristan’da birer başlangıç noktası olarak görülen bu konular, daha sonra.’’ Çağlayanlar” da şuurlu bir bakış halini alacaktır.

 ‘’Haristan ve Gülüstan” adlı hikayenin  diğerlerinden tamamen farklı  konuyu sahip olduğunu da belirtmek gerekir.Bu kitaptaki hikayeler; monolog, hatıra, mektup gibi biçimlerde oluşturulmuştur.

İkinci dönemde ele aldığımız’’ Çağlayanlar”  ise Türkçülük akımına uygun bir şekilde yazılmıştır. Bu hikayeler, kurtuluş bakımından öncekiler gibi çok çeşitlidir. Bunların Türk tarihi, Türk kültürü hakkında bilgiler veren yazar; oldukça heyecanlı bir üslup kullanılır. Hikayelerin bir kısmı hitabe karakterindedir. Bu hikayelerden anlaşıldığına göre Ahmet Hikmet’in milli konulara  bütüncü yaklaşımı, çözüm getiren bir pratikliğe de sahiptir. Onun bu tavrının,’’ duygu” ve ‘’ düşünce” olmak üzere iki boyutu vardır. Derin bir milli heyecandan hareket eden yazar, duygularının düşünsel çevresini ayrıntı olarak çizer ve eserlerinde somut çözümlere ulaşır. Bu idealist özelliklerinin yanında sanatı da küçümseyecek bir nitelik taşımaktadır. Bu sosyal ve milli hikayelerin üslubu, Servetifünun estetiğinin, Meşruyet’ten sonra benimsenen Türk diline uygulanmasından ibarettir. Kelimelerin ayrıntılarına dikkat eden yazar, secili ve ahenkli bir ifade kullanmış ve orijinal bir anlatıma ulaşmış,’’ Haristan ve Gülistan” devresindeki sanatlı üslubun  ‘’Çağlayanlar” da olgunlaştığı ve milli yapıya büründüğü görülür. Ahmet Hikmet, tam bir üslupçudur. O, Tevfik  Fikret gibi, yoğunluk,  tekrar,  ahenk gibi anlatım vasıtalarının hiçbirini  ihmal etmemiş; üslubunu yaratırken büyük bir titizlikle onun üzerinde çalışmıştır. Ancak hikayelerin, teknik bakımından mükemmel olduğu söylenmez.cemalaksoy.org

Romanı ‘’ Gönül Hanım”, milli bir yapıya sahiptir ve hikayelerinden üslup bakımından farklı eserdir. Sanatlı olmayan, düz bir ifadeyle  yazılmış olan bu eser; romandan çok, tarihi belge niteliğindedir. Ahmet  Hikmet, Orhun Abideleri’yle ilgili en yeni bilgileri basit bir konu çevresinde verir. Roman, Orhun Abideleri’nde bir bölümünün  tercümesini de içermektedir. Bu roman; Orhun Abideleri’nin, kısmen de olsa, Türkçede yayımlanan ilk tercümesidir. Tercümede Ahmet Hikmet’in üslup özellikleri görülür. Yazarın Macaristan‘dayken Radloff’un ve Thomsen’in yayınlarını yakından takip etmiş, hatta Şemsettin Sami’nin Orhun Abideleri’ni incelemesini anlatan bu eser, estetik bakımdan olmasa bile tarihi, milli, hatta bilimsel açıdan değer taşımaktadır.cemalaksoy.org

CEVAP VER